Ana Sayfa Ekran Duygu Üzüm Kulan: İstanbul’un bendeki karşılığı dostluktur!

Duygu Üzüm Kulan: İstanbul’un bendeki karşılığı dostluktur!

1687
duygu üzüm kulan
Duygu Üzüm Kulan

“Burası İstanbul” reklamı yayınlandığı andan itibaren çok izlendi, çok sevildi, çok duygulandırdı.

Sadece yurt dışında yaşayan ve memleket hasreti çeken gurbetçiler değil, İstanbul’da olup neredeyse bir yıldır evinden çıkamayan, çıksa da eski arkadaş buluşmalarını, dost sohbetlerini gerçekleştiremeyenler de büyük bir özlemle tekrar tekrar izledi İstanbul’un ruhunu yansıtan bu reklamı.

Ve bu başarının arkasında, kameranın görünen kısmında yer alan oyuncu Duygu Üzüm Kulan… Şahane bir iş çıkarmış.

Ablasıyla arkadaş olma torpilinden hemen sorularımı sıraladım.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu Duygu, üretmeden duramayanlardan. Oyunculuk, resim, eğitimler…

Konu İstanbul olunca böylesine sanatın birçok alanıyla ilgilenen Duygu’ya İstanbul’un ondaki karşılığını sordum. “İstanbul’un bendeki karşılığı dostluktur. Ne kadar büyülü bir şehir olursa olsun içinde dostlarla anlam kazanıyor” dedi.

Röportaj: Pınar Karahan

Bu tür yapımlarda başarı, duyguyu hissettirip hissettirememesiyle ölçülür bence. Bu açıdan etkileyici bir iş olmuş “Burası İstanbul” reklamı ve bunda senin oyunculuğunun etkisi çok fazla. Proje nasıl gelişti ve sen nasıl dahil oldun?

Projeye menajerim vasıtasıyla dâhil oldum. Online görüşmelerde karşılıklı olarak çok güzel bir enerji hissettik. Marka da kabul edince çalışmalara başladık.

Pandemi sürecinde reklam filmini nasıl çektiniz?

Reklamın pandemide çekilecek olması ilk anda beni biraz germişti açıkçası 🙂 Fakat ekibimiz çok dikkatliydi bu konuda. Sette ve set dışında herkes için her türlü önlem alındığına şahit olunca ilk günden gerginliğim gitti, herkes gibi temkinli davranmam yetti. Ayrıca İstanbul sokakları bomboşken en güzel semtlerde çekim yapmak inanılmaz keyifli. Yeri gelmişken, yönetmenimiz Bahadır Karataş ile ve böyle muhteşem bir ekiple çalışma fırsatı yakaladığım için gerçekten gurur duyuyorum.

“Ağlayan videosunu gönderen oldu”

Yayınlandığı andan itibaren özellikle gurbetçiler birbirlerine yollamaya başlamış. Nasıl yorumlar aldın? Sosyal medyada takipçilerin arttı mı? 🙂

Genel olarak yorumlar bunun bir reklam filmi değil saplanan bir hançer olduğu yönünde 🙂 Yurt dışında yaşayanlar için gerçekten de reklamdan çok özlemlerini körükleyen bir kısa film olarak görülmüş. Reklamı izleyip ağladığı videosunu özelden gönderen bir kadın bile oldu. Takipçilerim de arttı evet ama binler değil tabii ki 🙂

Yurt dışında hiç yaşadın mı? Kısa süreli de olsa gittiğinde en çok neyi özlüyorsun?

Kısa turistik seyahatlerin dışında farklı zamanlarda birer ay Londra’da ve Roma’da kaldım. Tabii bu süreler ‘Oralarda yaşadım’ diyebilmek için çok kısa. Bu sürede de gittiğiniz yerleri tanımaya çalışırken özlem duymaya vakit kalmıyor haliyle.

İstanbul’un sendeki karşılığı nedir? Reklamdaki İstanbul sahnelerini aslında sen de defalarca yaşamışsındır diye düşünüyorum.

O çekilen ve herkesin özlemle seyrettiği sofraları ben de herkes gibi rahatça yaşadım tabii. Ve emin olun ben de çok özlüyorum. İstanbul’un bendeki karşılığı dostluktur. Çünkü ne kadar büyülü, güzel olursa olsun en nihayetinde şehir şehirdir. Ama içinde dostluk olunca, yürüdüğünüz yol da baktığınız manzara da, yaşadığınız şehir de yani İstanbul da bir anlam kazanıyor. Bende bir karşılığı oluyor.

“Hissettirmeden etkiliyor”

Bir oyuncu/ressam olarak İstanbul sana nasıl bir ilham veriyor? Üretim aşamasında mesela bir İstanbul manzarası nasıl etkiliyor seni?

Sanatın hangi dalıyla ilgilenirseniz ilgilenin bence siz hissetmeden bu şehir sizi etkiliyor. Bunu bir güzelleme olarak söylemiyorum. Mesela Kadıköy, Yeldeğirmeni’ninde resim atölyem varken sokakta bulduğum değişik kumaşları ya da malzemeleri alıp üretimime katıyordum. Balat’ta sevdiğim bir cafede masal anlatıları yapılırken resim yapmak hoşuma giderdi. Moda’da çay bahçesinde mini tuvallerle işler yapmak bana keyif verirdi. Son oynadığım oyun için prova yaptığımız mekan İstanbul’un ikonik yapılarından olan ve şimdi Salt Galata’nın yerleşik olduğu binaydı. Yani istesek de istemesek de şehir üretiminize ortak oluyor 🙂

Anadolu Yakası mı, Avrupa Yakası mı?

Anadolu Yakası.

En çok gitmeyi, zaman geçirmeyi sevdiğin mekânlar, semtler neresi ve neden?

Moda, Fenerbahçe, Beşiktaş, Balat… Deniz bana iyi geliyor. Deniz kenarındaki semtlerde vakit geçirmeyi seviyorum. Eskiden Taksim ve Karaköy’ü de severdim hatta okul yıllarım oralarda geçti. Fakat bu semtlerdeki değişim beni biraz soğuttu ne yazık ki. Umudumu kaybetmiyorum tabii 🙂

İstanbul’u hiç bilmeyen bir arkadaşın seni ziyarete gelse ilk nereye götürürsün?

Üsküdar’dan vapura binip Anadolu Kavağı’na uzun uzun yolculuk eder, orada deniz kenarında güzel bir sofra kurardım arkadaşıma.

Hâlâ İstanbul’da gidip göremediğin ancak aklının bir köşesinde kalan nereler var?

Büyükada’nın her tarafını görmeme rağmen Rum Yetimhanesi’ne hiç çıkmadım. Öyle etkileyici bir binayı yakından görmeyi çok istememe rağmen bir türlü fırsat olmadı.

İstanbul’un bir semtine resim yapacak olsan ya da bir senaryo yazsan hangi semti için yaparsın?

Hikâyesi bol semtler her zaman ilham verir. Arnavutköy ilçesi değişen ve İstanbul’un içinde kabul edilip aslında ‘Hangisi İstanbul?’ dedirten bir ilçe. Senaryo yazsam kesin daha çok araştıracağım bir ilçe olurdu. Benim resimlerimdeyse mekânlar değil insanlar ön planda olduğu için hiç bunun üzerine düşünmedim. 🙂

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunusun. Oyuncu olmaya ne zaman, nasıl karar verdin ve bu süreç nasıl gelişti biraz bahseder misin?

6-7 yaşında bile babam beni yetişkin oyunlarına götürürdü. Çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Daha sonra ortaokul ve lisede tarih dersini ve kitap okumayı çok seven bir öğrenci oldum. Yani sanırım hikâye ve hikâye anlatımı beni hep kendine çekti. Sonra merak edip hikâye anlatmayı bir meslek olarak seçmeye karar verdim.

Mario Gonzalez’den commedia dell’arte, Meltem Cumbul’dan Eric Morris methodu dersleri alıp Alessandra Paoletti’den performans atölyelerine katılmışsın. Genelde Mimar Sinan’da eğitim aldıktan sonra ‘Tamamım ben’ diyen çok olur ama sen onlardan değilsin anladığım kadarıyla. Hayatta sürekli eğitime, araştırmaya, gidip bulup öğrenmeye inananlardan mısın?

Meltem Cumbul okulda hocamızdı ama genel olarak okulla kalmayıp kendini geliştirmenin gerekliliğine inananlardanım. Zaten özellikle oyunculuk gibi bir meslekte ‘Oldum’ demek en tehlikelisi bence. Egoyu arttırır, ön yargıyı körükler. Okulda, özel tiyatrolarda, devlet tiyatrosunda, İtalya’da birbirinden çok farklı yönetmenlerle çalıştım. Biriyle çalışırken açlık hissetmemiz gerektiğine inanıyorum ben. O zaman ‘Tamamım ben’ cümlesi ağzımızdan çıkamaz, tam tersi ‘Daha var mı’ deriz 🙂 Tabii ki hayatın her anında gelişmek ve üzerine bir şeyler koymak mümkün değil fakat en azından buna muhtaç olduğumuzun bilincinde olmak çok önemli. Zaten oyuncu olarak herhangi bir şeyi merak etmeden ve araştırmadan bu mesleği yapmak mümkün değil.

“Eşimle ve bir arkadaşımızla yapacağımız proje var”

Birçok tiyatro çalışman olmuş. Pandemi dolayısıyla yeni çalışma yapmak zor elbet ama var mı online’a bir şeyler yapma ya da farklı bir proje?

Şu anda gerçekleşmiş bir proje içinde değilim ama online yapılan işleri ilgiyle takip ediyorum. Kafamda eşimle ve bir arkadaşımızla yapmak istediğimiz bir proje var. Online değil ama şu dönemde dijital bir proje tabii ki. Açıkçası rahatça tiyatro ve sinemaya gidilebilen günlerin özlemindeyiz.

Sen çocuklarla çalışmaya başlayıp Art Therapy ile de ilgilenip tüm bunları harmanladığın bir müfredat oluşturmuşsun. Ante Sanat’ın kuruluşunun temelleri buradan başlıyor anladığım kadarıyla. Bundan bahseder misin lütfen. Ante Sanat nasıl kuruldu? Eğitmenleriniz kimler? Nasıl eğitimler veriyorsunuz ve şu an eğitimler sürüyor mu bir şekilde?

Ante Sanat’ı aynı okul ve bölümden mezun olduğum eşim Can Kulan ile beraber 2017 yılında kurduk. Ben hemen öncesinde 6-16 yaş çocuk psikolojisi eğitimi ve Wisc-R Zeka Testi uygulayıcısı eğitimi de alarak çocuklarla ilişkimi daha profesyonel hale getirmeyi başarmıştım. Hem konservatuvarda aldığım eğitim hem çocuklarla ilgili sertifika eğitimlerim hem de özel ilgim sayesinde ‘Çocuklar için Sanat Destekli Drama’ müfredatı ve çocukları dünyaca ünlü ressamlarla tanıştırdığımız ‘Kendi Sanatını Yarat’ atölyesini oluşturdum. Ante’nin ana damarlarından birini bunlar oluşturuyor. Diğer ana damar ise genç ve yetişkinler için oyunculuk eğitimleri. Konservatuvarların tiyatro bölümlerine hazırlanmak isteyen, oyunculuğun okulunu okuyup meslek edinmek isteyen gençler için konservatuvara hazırlık atölyelerimiz var. Milli Eğitim Bakanlığı onaylı oyunculuk, yazarlık ve tiyatro eğitimlerimiz var. Şan eğitimimiz var 🙂 Eğitmenlerimizin hepsi konservatuvar mezunu ve çoğu da bizim gibi Mimar Sinan mezunu oyuncu ve eğitmen arkadaşlarımız. Şubat ayına kadar online devam ettirdiğimiz ve çok güzel geri bildirimler aldığımız sınıflarımız oldu. Bu ay itibarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın da izniyle hem online hem yüz yüze eğitimlere geçiş yaptık.

Gerçekten saymakla bitmiyor yaptığın çalışmalar 🙂 Maşallah diyeyim ve bir de resim sevdanı sorayım…

Ben hayatımın bir döneminde (2014 sanırım) kendimi sağaltmak amacıyla resim sanatını hayatıma soktum. Aslında Art Therapy ile de o dönemde tanışmıştım. Sonra kendimi durduramadım 🙂 Daha doğrusu durdurmak istemedim. Bir vesileyle Bedri Baykam ile tanıştım, ondan kısa tavsiye ve eleştiriler aldım. Sonrasında ise eve sığamayıp kendi resim atölyemi açtım. O atölyeden 100’den fazla eser çıktı. Birkaç kişisel sergim oldu. Atölyemi kapattıktan sonra da illüstrasyona yöneldim ama hâlâ şövalemi ve boyalarımı özlüyorum 🙂