Ana Sayfa Kültür Sanat Feryal Bayram: “Sanatın yaşamdan ayrı bir yerde tutulmasını doğru bulmuyorum!”

Feryal Bayram: “Sanatın yaşamdan ayrı bir yerde tutulmasını doğru bulmuyorum!”

431
feryal bayram

Kimi zaman şiir, kimi zaman hikâyeler yazarak kimi zaman da çizdiği resimlerle sanat ve yaşamı her zaman bir arada tutmayı sevdiğini belirten Grafik Sanatçısı Feryal Bayram, “Arayış ve üretme isteği ile karşıma çıkan tüm fırsatları değerlendirdim” diyor.

Eserlerini paylaştığı görsellere kendisini de dahil etmesi konusunda zaman zaman eleştiriler aldığını da söyleyen Bayram, “Ben sanatın yaşamdan ayrı bir yerde tutulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü üretilen her şey yaşanmışlıkların ve onların yarattığı duyguların sonucu aslında. Tasarladığım her çalışma benden bir parçayı yansıtıyor ve ben bunu bütün olarak sunmayı seviyorum. O sebeple kendimden bir parçayı yansıtan her çalışmamda mutlaka varım. Ruhen ve bedenen :)” yorumunu yapıyor.

Röportaj: Erhan Genç

Sanatla ilk tanışmanız nasıl olmuştu biraz bahseder misiniz?

Sanatla ilgili hayatımda ansızın bir parıldama hiçbir zaman olmadı. Sanatla yaşamı her zaman bir arada tutmayı sevmişimdir. Çocukluğumda kendimle geçirdiğim çokça zamanlar, bana sürekli bir gözlem imkânı sağladı. İçimdeki arayış ve üretme isteği de bunu perçinleyince farkında olmadan sanatla haşır neşir olmaya başladım galiba 🙂 Bu kimi zaman şiir yazmak oldu, kimi zaman uzun uzun hikâyeler yazmak, kimi zaman çizdiğim resimler oldu. O anda karşıma çıkan tüm fırsatları, sanat olup olmadığı çok da umurumda olmadan değerlendirdim diyebilirim.

Grafik nedir? Nasıl bir sanattır? Hangi alanlarda kendini gösterir?

İnsanların grafik denince aklına genelde vektörel çizimler geliyor. Logo tasarımı, amblem, istatistiksel doğrular, eğilip bükülmeyen tekdüze bir alan… Oysa grafik öyle bir şey değil. Hayal gücünüzü istediğiniz gibi hoplatıp zıplatabileceğiniz kadar çok, sonsuz çizgilerden oluşan bir anlatım biçimi.

Alan olarak ayırmak grafiğe haksızlık olur. Örneğin tatlı kaşığını akan musluğun altına koyun. Nasıl güzel bir kalp oluştuğunu göreceksiniz:)) Bakınca bu da bir grafik aslında.

Feryal Bayram

Grafikle tanışmanızı sağlayan bir bilinçten söz edebilir miyiz yoksa sadece bir merak mıdır sizi grafiğe yönlendiren?

Benimkisi ilkel ve sonsuz bir arayış. İçinde üretmek olan her alana yönelebilir, merak edebilirdim. Grafiğe de ilk başlayışım tamamen meraktan. Sonra içimdekileri dökmenin müthiş bir şekli olduğunu fark ettim ve meslek olarak bu alana yöneldim.

Grafik sanatı, resim ile illüstrasyon arasında bir yerde duruyor diyebilir miyiz? Çünkü gerçeğe dair yeni bir yorum da bulunduruyor içinde, bir yaratıcılık da

Grafik sanatının yüzlerce giyim şekli var aslında. Ama benim yaptığım işle ilgili evet kesinlikle diyebiliriz. Benim hayata bakış açım, gerektiği yerde gerçekçi olabilmek, gerektiği yerde de haya gücünü sonuna kadar kullanıp, ikisini bir arada harmanlayabilmek… Gerçekçi bir yaratıcılık sunmak diyebiliriz buna 🙂 Çünkü ancak o zaman insanlarda bazı duyguları harekete geçirebiliyorsunuz. Güzel bir çizim insanın görsel olarak dikkatini çekebilir. Ama ona bakacağı an sınırlıdır. Ya da çok gerçekçi bir fotoğraf, hangi duyguyu barındırdığını belli bile edemeden kaybolup gidebilir. Ancak ikisini bir arada kullandığınız zaman duygulara hitap edilebildiğini deneyimledim. Ve duyguların asla unutulmadığını… Benim ikisini bir arada kendi sanatımda kullanabilmeye karar verdiğim gün, işimi çok severek yapmaya başladığım gün olmuştur.

Grafiğin gerçek üzerinde müdahale etmeye olanak sağlaması sanatçı açısında bir avantaj mıdır?

Tek başına bir avantaj sağlayamaz. Elinizde bir kalem olduğunu düşünün, çok güzel şekiller çıkarabiliyor. Ama siz sadece kaleme güvenerek iyi iş bir çıkartacağınızı düşünürseniz yanlış yola sapmış olursunuz 🙂 Kalem kadar hislerinize de güvendiğiniz an, kesinlikle bir avantaja dönüşebilir.

Paylaşımlarınızda kendinizin de dahil olduğu bir konsept bulunuyor. Burada sanatçının da sanatının bir parçası olduğunu görüyoruz. Kendinizi sanatınızın neresinde görüyorsunuz?

Evet, kendimi de dahil ettiğim konusunda zaman zaman eleştiriler aldığım da oluyor :)) Ben sanatın yaşamdan ayrı bir yerde tutulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü üretilen her şey yaşanmışlıkların ve onların yarattığı duyguların sonucu aslında. Tasarladığım her çalışma benden bir parçayı yansıtıyor ve ben bunu bütün olarak sunmayı seviyorum. O sebeple kendimden bir parçayı yansıtan her çalışmamda mutlaka varım. Ruhen ve bedenen 🙂

Bu konsept tamamıyla her aşamasının size ait olduğu bir çalışma mıdır yoksa bir ekip işi mi?

Ekip işi olmasını isterdim ama her aşaması tamamen bana ait. Maalesef eğitim sistemimizde yaratıcılıktan çok ezberciliğe ağırlık verildiği için bu konuda ekip arkadaşları bulmak çok zor. Bir de genelde sanatla ilgilenen insanların üretebilmesi için biraz daha gevşek çalışması gerektiği düşüncesi hakim. Ben ne iş olursa olsun disiplinle yapmaktan yanayım. Disiplin derken yanlış anlaşılmasın tabii. Özgürlüğü kısıtlamaktan söz etmiyorum. Zamanlamayı doğru kullanmaktan söz ediyorum.

Çocuklara yönelik bazı çalışmalarınızın da olduğunu biliyoruz. Bunun çıkış noktası nedir? Neden bu alana yöneldiniz?

Çalışma derken, aslında onlar tamamen oğlumla beraber eğlenmek, kaliteli zaman geçirmek, fark ettirmeden onu eğitmek, bakış açısını genişletmek için yaptığım amatör çalışmalar 🙂 Çıkış noktası ise okulda verilen eğitimin farklı düşünmeyi pek de desteklememesi ve oğlumun çocuk ruhunu asla sıradanlıklarla öldürmek istemeyişim.

“Sanat her yerde, sadece üşenmemek gerek!”

Çocuk ile sanat sizce tam olarak hangi yaşlarda buluşmalıdır?

Buluşmanın bir yaşı olduğunu düşünmüyorum. Sanatı ayrıca çocuğa ayrı bir alan gibi gösterilip, bunu bir ders olarak görmesini de doğru bulmuyorum. Sanat, en iyi ihtimalle haftada iki saatlik görsel sanatlar dersine sığdırılıyor. O saatlerde de genellikle yöntemler, boya ve kalemlerinin nasıl kullanıldığı öğretiliyor. Ama görüyoruz ki soyutu, aklındakini somuta yani yaşama dahil edebilen çocuk sayısı çok az. Oysa buna fırsat verilse ileride mimari eserler de birer sanata dönüşebilir, önümüze gelen yemek de, kilometrelerce gittiğiniz yollar da, üzerinize giydiğiniz giysiler de… Bunu ayrıca sadece okuldan beklemek de doğru değil. Bebekken bir çiçeği tanıtmak, güzel bir müzik dinletmek, rüzgarın hışırtısını hissetmek bile aslında sanatla buluşması demek. Çok da üşenmemek gerek :))

Sanat deyince hep pahalı ve masraflı hobiler akla geliyor, çocukları sanatla daha ucuz ve pratik bir şekilde buluşturabilir miyiz?

Son zamanlarda en çok gözlemlediğim olay, çocukları sanat dallarını öğrenmeleri amacıyla kurstan kursa koşturmak. Ya da resme ilgisi var diye çok pahalı çizim tabletleri almak. Kulağı olmayan çocuğa kocaman bir piyano alıp evin baş köşesine koymak… Ama çocuğu bunları yaparken kendi haline veya eğitmenin ellerine bırakmak ve çocuğu tüm bu aktivitelerden ya sonsuza kadar soğutmak ya da ezberden öteye gitmeyen bir sanatı ruhsuzca devam ettirmelerini sağlamak… Sanatı öğretmenin çok kolay, ucuz ve daha samimi bir yolu var aslında. Çocukla beraber zaman geçirmek, gözlemlemek, onun çocuk ruhunu asla köreltmemek. O zaten sizi yönlendirecek, o çocuk ruhunu size de aşılayacaktır. Sanat için bir daire çizip o dairenin içinde koşturmak bence sanata en büyük ihanet. Sanat, her yerde sanat; sanat, her şeyden sanat…

Okullarda sanat eğitimini ya da sanata bakış açısını nasıl buluyorsunuz? Hayatın içindeki sanatı keşfetmenin ipuçlarını çocuklara nasıl aktarabiliriz?

Bunu aslında yukarıdaki sorularda anlattım. Söz ettiğim gibi, sanatın ayrı bir yere konulmasını doğru bulmuyorum. Eğitimin tüm bilimlerin bir arada, bütünsel bir yaklaşımla yaşanmasıyla daha iyi öğrenileceği kanısındayım. Mesela Türkçe dersinde çocuk bir tiyatro izleyerek dilini geliştirebilir ve aynı zamanda sanatla haşır neşir olabilir. Matematik dersinde yemek yapabilir, ölçülendirmeyi öğrenebilir ve meyve sebzeleri gözlemleyerek renklerle, kokularla beraber sanatla haşır neşir olabilir. Beden eğitimi dersinde güzel bir müzik dinleyip ona uygun ritim tutturarak takla atmadan da spor yapabilir 🙂 Görsel sanatlar dersinde de yine aynı şekilde grafik bilgisi ile beraber matematiğini ilerletebilir. Hayatın içindeki ipuçlarını keşfetmenin en güzel yolu ise çok iyi gözlemci olmak. Çevresindeki her detayı önemsemek, ot deyip geçmemek… Bir nesneye baktığı zaman onu nelerin çağrıştırabileceğini hayal etmek ve bu hayallerini somuta dökmek için asla üşenmemek 🙂 Örneklendirmem gerekirse, ben oğlumun yürüyeceği yollar üzerine zaman zaman keyifli resimler çiziyorum. Sonra o, yoldan yürürken kendi kendine keşfediyor bunları ve bu durum onu hem çok eğlendiriyor hem de bakış açısını çokça geliştiriyor. Bir dahaki sefere taşları, yolları boyama görevimi seve isteye kendisinin devraldığını görüyorum 🙂

“Pandemide sanata ilgi arttı”

Meyveler ve sebzeler ile çizgileri buluşturmanız çocuklar için sanata eğlenceli bir giriş kabul edilebilir, planlarınız arasında böyle bir atölye çalışması var mıdır?

Eğlenceli ve aynı zamanda gerçekçi bir giriş kabul edebiliriz. Açıkçası planlarım arasında atölye çalışması hiç olmadı. Ben sabahları oğlum okula giderken enerjisinin güzel olması için, sıradan bir eğitim gününe renk katabilmek için başlamıştım bu işe :)) Sonra beraber zamanla daha çok geliştirdik.

Son olarak, pandemi sonrası sanat çalışmaları ve sergiler ne şekilde ilerleyecektir? Sanat fiziki olarak aramızdan çekilip sanal ortamda mı sürdürecektir varlığını?

Senelerdir bu alanda çalışan biri olarak gözlemlediğim, pandemi döneminde insanların sanata daha çok ilgi gösterdiği yönünde. İnsanlar resimler çizmeye heveslendiler, müzik aleti çalmaya başladılar. Ve hatta ekmek yapmak gibi sabır isteyen işlere giriştiler 🙂 Şunu gördük ki, evlere yani kendimize kapandığımız gün, kendi kendimize yetebilmek, çok yönlü yaşayabilmek çok değerliymiş. O sebepten sergilerde artış bile yaşanacağını düşünüyorum. Pandemi sayesinde hepimizin içinde az da olsa üretmek ve yaratmak isteği oluştuğuna göre, sanat artık fiziksel ve tam olarak içimizde :))