Ana Sayfa Yaşam Kentin Uzak Turnikeleri!

Kentin Uzak Turnikeleri!

1587
turnikeler
Turnikeler

Belki de diyorum kendi kendime, önce bir turnike sahibi olmamız gerekiyordur!

Güneşli bir şubat pazarında ne yapar ki insan. Elbette balkona çıkar. Ben de öyle yapıyorum. Geçenki soğukta donmasınlar diye balkonun köşesine indirip battaniyelerle sardığım iki saksıyı eski yerine koyuyorum tekrar. Kuru yapraklarını topluyorum tek tek. Bir otobüs sesi geliyor kulağıma. Durakta durduğuna dair bir anons bomboş otobüsün içinde yankılanıyor. Sonra bir dıdıt sesi. İlk binen olmalı. Sonra bir dıdıt sesi daha. Sonra bir tane, yine bir tane, yeniden bir tane…

Otobüs bir sonraki durağa doğru yol alsa da bu dıdıt sesi kulağımda yankılanmaya devam ediyor. Her durakta birkaç dıdıt daha… Kentin her caddesinden, her durağından onlarca, yüzlerce dıdıt sesi duyuyorum. Tek tek insanları sayan bu ses, sürekli tekrarlanan kelime gibi kaybolarak, “geç” kelimesine dönüşüyor. Kentin her tarafındaki binlerce insan, ellerinde kartlarla kendilerine dıdıt yani “geç” ya da “geçme” denmesini bekliyorlar.

Kuru yaprakları mutfaktan aldığım bir market poşetinin içine dolduruyorum. Toprağın üstüne düşenleri de topluyorum en son. Toprak soğuktan taş gibi olmuş. İçimden aslında diyorum, şu toprakları döküp ufaladıktan sonra tekrar doldurmak lazım saksılara.

Modern muhafızlar

Yerin altına girince otobüslerdeki dıdıt sesi yerini çıkırt sesine bırakıyor. Her seferinde yalnızca bir kişinin geçmesine müsaade eden, geçerken önünden tutan ve arkandan ittiren turnikelerin sesi bu. Turnikelerin modern muhafızlar olduğunu düşünüyorum balkondaki sandalyeme ilişirken. Yeraltı ülkesine inerken ya da yerüstü ülkesine çıkarken ülkeler arası surların her bir kapısına dikilmiş çelikten muhafızlar, parolayı söylemeden bırakmıyorlar kimseyi. Elimizdeki ufak kartlarsa parolalarımız işte.

  • Dur!
  • Parolayı söyle!
  • (Kartı uzatır)
  • Tamam, geç.
  • (Çıkırt)

Sahne tam da böyle canlanıyor zihnimde, kış güneşine bakarken. Baharı müjdeler gibi capcanlı bir ışıkla doğuyor güneş. Pencerelere, perdelere, salonlara, mutfaklara uğruyor tek tek. Balkonu olanlar bir adım önde. Ben gibi. Nefes alıyorum burada. Evin dışına çıkmadan dışarıyı hissedebiliyorum balkonumda. Yoldan geçenleri izliyor, kendi kendime düşüncelere dalabiliyorum.

Turnike, diyor TDK, insanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla bazı yerlere konulan, uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç. Kaleden, surdan, kapıdan veya muhafızdan bahsetmiyor bile. Sözlükler masum değildir. Bize olanı değil olması isteneni söyledikleri aşikar. Elimde imkan olsa diyorum sırtımı sandalyeye yaslarken, yani sözlük yazan ben olsam şöyle derdim: “Turnike: İnsanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla (insanları saymak veya geçişlerini kontrol altında tutmak veya parola sorup kimin geçip geçmeyeceğini belirlemek amacıyla) bazı yerlere konulan (kentin birçok noktasına yerleştirilen), uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç (çelik zırhlı muhafızlardır).” Çok uzun oldu bu tarif. Kısaca şöyle de denebilir: “Turnikeler, modern kale muhafızlarıdır.”

Dıdıt neyi temsil ediyor?

Yalnızca yeraltı ve yerüstü arasında değil marketinden avm’sine kadar kendi bağımsız alanını ilan etmiş her derebeylikte mevcut bu muhafızlardan. Modern kentin surları sayılabilecek gişelerin bütün giriş çıkışlarındalar. Kimisi sadece gözlem yapması için, kimisi ise sessizce parola sormak için yerleştirilmiş. Öyle sinsi olanları var ki, istersen parolasız geçmeyi bir dene, parolanın kaç katı bir parola faturası kesiliyor gör. Kente girdiğine gireceğine pişman edebilir seni.

Turnike, ister yatay yerleştirilmiş çarpı biçiminde olsun, ister dıdıt sesi çıkaran sistem biçiminde olsun, isterse de ücret kesen bir kamera biçiminde olsun her seferinde onu oraya koyan gücü tahkim ediyor aslında. Kuralı koyan, oyunu kuran ve gözetleyen olmanın gücünü. Ben diyor o güç, bağımsızlığımı yahut kendi derebeyliğimi ilan ettim, burası benim alanım ve buraya girmeden önce muhafızımın kontrolünden geçeceksin. Dıdıt veya çıkırt!

İşte benim alanım!

Balkondaki sandalyemde bacak bacak üstüne atarken hayatımızın her alanında ne kadar çok turnike olduğunu fark ediyorum. Farkında değiliz ama hep birilerinin turnikesinden geçiyoruz. Ve hep birilerinin alanındayız, hep birilerinin kontrolü altındayız ve hep kuralları birileri koyuyor. Ne kendi kuralımız var, ne de bir alanımız. Belki de diyorum kendi kendime, önce bir turnike sahibi olmamız gerekiyordur.

Oturduğum yerden salona doğru bakıyorum. İşte benim alanım, diyorum içimden. Sonra balkon kapısı gözümde koca bir turnikeye dönüşüyor. Üstümde pijamalar, gözümde uykudan kalan mahmurluk ve zihnimdeki düşüncelerle turnikeye dönüşen balkon kapısının önünde yel değirmenlerinin karşısındaki don kişot gibi hissediyorum kendimi. Bir salona mı sahibim yoksa bir balkona mı bilemiyorum. Dönüp saksıları indiriyorum tekrar yere. Kalıp haline dönüşmüş sert toprağı yerinden çıkarıyorum.