Ana Sayfa Kitap Lili May’in yaratıcısı Hatice Aksüt: Karakterler, korkularına rağmen iyilik için savaşıyorlar!

Lili May’in yaratıcısı Hatice Aksüt: Karakterler, korkularına rağmen iyilik için savaşıyorlar!

106
Hatice Aksüt
Yazar ve illüstratör Hatice Aksüt

Yazar ve illüstratör Hatice Aksüt’ün, fantastik hikâyesi ve etkileyici çizimleriyle dikkat çeken üç kitaplık Lili May serisi (Ada Krallığı, Saf Topraklar ve Karakatman), Sıfırdan Yayınları logosuyla okuyucularla buluştu.

Seriyi tamamlamasının tam on iki yıl sürdüğünü, Lili’nin onu sabırla beklediğini anlatan Aksüt, seriyi okuyanların “Karakterlerin korkularına rağmen iyiye giden yolda nasıl savaştıklarını görecek”lerini söylüyor.   

Röportaj: Pınar Karahan

Defter köşelerine, günlüklere yaptığınız çizimleri profesyonel alana taşımaya, bu alanda eğitimler almaya nasıl karar verdiniz?

İlkokuldan beri yetenekli olduğumu arkadaşlarımdan duyardım. Boş zamanlarımda karakalem yapıyordum ama düzenli bir çalışma şeklinde değildi. Üniversitenin son senesi, ev arkadaşımla salonumuzu resim atölyesine çevirdik. Okuldan geldikten sonra büyük yemek masasına bir güzel yayılırdık. Tuvaller, yağlı boyalar… Çok iyi vakit geçirirdik. Sonra, Amerika’da UCLA’de yüksek lisansımı yaparken, çeşitli ders programlarının arasında çizim derslerinin de olduğunu gördüm. Sanki içten içe istediğim şey önüme çıkıvermişti. Basic Drawing (temel çizim) ile başladım, Figüre Drawing (anatomi/insan çizimi) ile devam ettim. İçimden hep şunu söylediğimi hatırlıyorum, ben bunu bu zamana kadar neden yapmamışım!

Okul bitince avukat ve aynı zamanda yazar Arnau Lesperut’la evlendim ve Barselona, İspanya’ya yerleştim. Birlikte bir dil okulu açtık. Yirmi dört yaşında İngilizce öğretmeni olarak işe başladım. Bu arada eşim benim resme olan ilgimi bildiği için, ısrarla bir kurs arıyordu bana. Birkaç okul ve kurs denedim, istediğim gibi olmadı. Ümidimi kestim diyebilirim. Eşim yine bir gün, “Başka bir okul buldum sana” diye çıkıp geldi. İki yıllık illüstrasyon bölümüydü. Barselona’da epey ünlü bir çizim okuluymuş. Katalanca ya da İspanyolca henüz bilmiyordum, ancak dersler o kadar görseldi ki her şey harika devam etti. Öğretmenim, azıcık İngilizcesiyle benimle özenle ilgilendi. Saatlerce çiziyordum. Mutluydum. Tüm bu çalışmaların ardından eşimin yazdığı, Hilgard’dan çıkan iki fantastik kurgu romanı resimledim.    

3 kitaptan oluşan Lili May serisi Sıfırdan Yayınları logosuyla raflarda…

Size de “Ne uğraşıyorsun bunlarla, ders çalış” derler miydi? Yoksa çevreniz tarafından desteklenir miydiniz?

Ben bu ya da buna benzer bir cümleyi hayatımda hiç duymadım, şükür ki duymadım. İnsan kendi çizdiklerini bir süre sonra beğenmez, kendini eleştirir, çünkü gelişir ve değişir. Ben içten içe eksiklerimi görürken bile, çevremdekiler hep çizgilerimi beğendiler. Küçükken annem de babam da resimle ilgiliydi. Babamın bir iki defa karakalem yaptığını görmüştüm, ama işi çok yoğundu, üzerine düşmüyordu. Annem de vitray, boyama kurslarına giderdi, üretkendi. Ailem beni güzel sözleriyle hep motive ettiler.

Bildiğimiz kadarıyla Lili May sizin hem yazıp hem de çizimlerini yaptığınız ilk eseriniz. 3 kitaplık bu serinin yazım ve çizim süreci nasıl gelişti, ne kadar sürdü?

Lili May serisi hayatımın toplam on iki yılını kapladı. Evet, biliyorum çok uzun, çünkü  birinci kitabın yazılması çok uzun sürdü. Yirmili yaşlarımın başında bir roman yazma hayalim vardı ama ne yazacağımı bilmiyordum. Klasik bir cümledir: Bir kitap yazmak istiyorum. İşte, ben bunun sözde kalmasını istemedim. Eşimin kitaplarını resimlerken kitap yazma isteğim büyüdü. Kendi yazdıklarımı resimleme fikrinden öyle çok büyülendim ki, acil yazacak bir hikâye bulmam gerekiyordu. Bir şifacı hakkında yazacağımı biliyordum sadece. Şifa temasını sihirle işleyecektim. Her gün bir kafeye gittim, oturdum ve notlar aldım. Romanımın sonunu biliyordum. O sona ulaşmak için duygulu, heyecanlı, içinde dostluk ve aşk olan bir kurgu oluşturdum. Yazma süreci güzel başladı. Bir ay içerisinde yüz sayfa yazdım. Her gün karnımda kelebeklerle uyanıyordum. Sonra anne olacağımı öğrendim, yazma işim yavaşladı, gündemim değişti. Bebeğimi kendim büyütmek istedim. Yazmaya bu şekilde üç yıl kadar ara verdim. Sonra geri döndüm yazmaya, ardından tekrar bıraktım. Gelgitler devam etti. Hikâyeden bu şekilde uzaklaşmak moralimi bozdu. Motivasyonumu yitirdim. Bu arada aktif olarak İngilizce öğretmenliği yapıyordum. Lili, rafta sabırla beni bekledi. Bir gün onu tamamlayacağımı biliyordum. Ben de sabrettim. Sonunda öğretmenliği bırakma kararı aldım ve tam zamanlı yazar ve çizer olmak için kolları sıvadım.  

Bu serinin içerik olarak bir farkı var mı?

Bu seri bir büyüme hikâyesidir. Gençlere kimliklerini keşfetmeleri yolunda bir ilham olabilir, diye düşünüyorum. Bizimle doğan yetenekler ya da tutkularımız hayatta en başarılı olacağımız alanlardır aslında. Lili May serisinde farklı temaları işledim. Okuyucu aşk, dostluk, maceranın yanı sıra iyi ve kötünün savaşına tanık olacak. Karakterlerin korkularına rağmen iyiye giden yolda nasıl savaştıklarını görecek. Üç kitapta da okuyucuyu şaşırtacak sırlar olacak. Bu seride, gizem olmazsa olmazım. Sırlar gün yüzüne çıktıkça nabzımız da yükselecek.

Fantastik edebiyat türünde eser vermek, yani kendi hayali dünyanı yaratmak bir yazar için konfor mu sunuyor sizce yoksa her noktasını planlamak zorlukları da beraberinde mi getiriyor? Siz nasıl hissettiniz?

Ben kendi dünyamı kurmayı, kendi kurallarımı oluşturmayı çok seviyorum. Ve elbette doğaüstü şeyleri yazmaktan ve olaylara sihir katmaktan da büyük bir zevk duyuyorum. Bu bana konfor sunduğu kadar, ruhuma da hitap ediyor. Yalnız kuralları koyarken dikkat etmek gerekiyor. Kendinizle çelişmemeniz için iyi bir planlama yapmak şart. Üçüncü kitap bu anlamda en zoruydu. Örneğin, kulakları her şeyi işiten bir karakterim var. Kilometrelerce ötedeki konuşmaları bile duyabilir. O kulaklardan bir şey kaçmasını nasıl sağlarım, diye düşündüm. Kurallar ve açıklamalar derken bunu kastediyorum. Kısacası zorluklar ve eğlence bir arada…  

“Türkiye’de resimli kitapların çocuklar için olduğuna dair bir algı görüyorum”

Siz ABD’de eğitimler aldınız ardından da Barselona’ya yerleştiniz. Fantastik edebiyat konusunda Türkiye ve oraları kıyasladığınızda neler söylemek istersiniz? Fantastik edebiyata bakıştaki benzerlikler ve farklılıklar neler?

Türkiye’de fantastik romanlar eskine kıyasla daha fazla okunuyor, diye düşünüyorum ve bundan çok mutlu oluyorum. Aslında şöyle bir düşünürsek, insanoğlu eskiden beri ateş başında masallar anlatmış. Bu masallar diyarlar gezmiş, farklılıklar kazanmış. Bu anlatımlar genlerimize işlemiş olmalı… Çünkü bir çocuk doğduğunda, onu besleriz, ona sevgi gösteririz, en temel ihtiyaçlarını sağlarız ve o çocuğa büyürken bir de masal anlatırız. “Sonra ne olmuş”, diye sorar da sorar çocuk; anlatılanları cankulağıyla dinler. Masallar diyarlar gezmiştir, kolektif bir geçmiş taşır. Fantastik kurguyu ise tek kişinin ağzından çıkmış bir masal gibi düşünebiliriz. Yani yazarın hayal gücünden çıkmış bir macera… Öğeler ve yerler sihirli olabilir, ama insan duyguları işlendiği için insana bu kadar yakındır.

Ben yaptığım yurt dışı gezilerinde mutlaka kitapçılara girerim. En çok Londra’da ve yaşadığım yer olan Barselona’da kendimden geçiyorum, çünkü fantastik kurgu romanların ve illüstrasyonlu kitapların o kadar güzel örnekleri var ki… Zaten bu iki şehrin, yayınevleri konusunda ünleri de malum. İşin güzel tarafı büyükler de fantastik kurgu ve illüstrasyonlu kitaplardan alıyorlar ve okuyorlar. Öte yandan, Türkiye’de resimli kitapların çocuklar için olduğuna dair bir algı görüyorum bazen. Biz büyükler de güzel çizimlerin olduğu, güzel basılmış kitapları hak ediyoruz. Bu dünyayı keşfetsek keşke, ama belki de Türkiye’de yeterli örnek olmadığı için keşfedemiyoruz. Ben Lili May’i yazarken, ülkemde basılacak, hem de Türkçe ve illüstrasyonlu bir roman serisi olacak diye içten içe çok heyecanlanmıştım.

Lili May serisi yabancı dillere de çevrilecek mi ve devamı gelecek mi?

Seri üç romandan oluşuyor, devamı gelmeyecek, ama yarattığım dünyalar öyle büyük ki, bir gün başka başka karakterlerle başka başka hikâyelerle ortaya çıkabilirim, diye düşünüyorum. Farklı dillere çevrilmesini elbette çok isterim, bu konu ile ilgili çalışacağız. Türkçe olarak yazarken, kafamda İngilizcesi hep dönüyordu zaten. “Lili May film ya da dizi olacak mı?” diye soran okuyucularım var. Bunu bir değil, çok kere duydum. Her duyduğumda içimden aynı kanaldayız, diye geçiriyorum. Okuyucularım ve ben Lili’yi aynı ruhla görüyoruz. Bir film gibi…

Ayrıca yakında yayınlanacak başka çalışmalarınız var mı?

Üçüncü kitabım yeni çıktı, taze bir bebek gibi… Sosyal medyada çizim aşamalarımı paylaşıyorum, çizim videoları hazırlıyorum. Henüz yeni bir çalışmaya geçecek zamanım ve ruh hâlim yok açıkçası. İlk önce bu üçlemenin tadını çıkarmak ve onun büyüdüğünü görmek istiyorum. Bu keyifli süreci yaşadıktan sonra elbette yeni hikâyelere, yeni diyarlara yelken açacağım.

Çizime ve fantastik edebiyata merakı olanlara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Bir işi ne kadar çok yaparsak, o işte o kadar çok ustalaşırız. Yazmak da çizmek de bu şekilde gelişiyor. İyi bir roman için (fantastik kurgu olsun, normal bir roman olsun) bence hikâye çok önemlidir. Yazmaya ilgisi olanlara şu soruyu sormak isterim. Siz hiç baştan sona mutlu mesut bir roman okudunuz mu? Yazacağınız fantastik hikâyede büyük bir zorluk ya da bir düğüm olmalıdır. Ve elbette bu düğümü çözecek, zorlukların içinden geçecek bir kahramana ihtiyacınız olacak. Yazmak isteyenlere, okudukları kitapları analiz etmelerini tavsiye ederim.

Çizim yapanlara ayrıca naçizane tavsiyem; referans kullanarak çizsinler, yani bakarak. Formu anlasınlar, ışık ve gölgeyi keşfetsinler. Benim instagram’dan takip ettiğim sanatçılara da göz atabilirler. Çizim videoları da yine yönlendirici ve eğitici oluyor. Ve küçük bir defter edinsinler. Sıkıldıklarında elleri telefona değil, deftere, kaleme gitsin 🙂 Günümüzde dikkatimizin dağılması o kadar kolay ki…

Hayat, kendimizi bulduğumuz noktada başlıyor

Lili May’de okurlar, gencecik bir kızın kendi tercihleri sonucunda yaşadığı zorluk ve güzelliklere tanıklık ediyor. Aksüt’ün yarattığı fantastik dünyada, herkesin kendi gerçek hayatından kesitler de bulabileceği bu sürükleyici macera, genç yetişkinlere hayatın her zaman sürprizlerle dolu olduğunu ve hayatın tam da kendimizi bulduğumuz noktada başladığını hatırlatıyor.

Lili May serisinin ilk kitabı Ada Krallığı, okuyucuları savaşlar, uçurumlar ve cadılarla bezeli nefes kesen bir serüvene davet ediyor. Serinin ikinci kitabı Saf Topraklar’da Lili May bu defa kendini, doğasını, gücünü ortaya çıkartmış bir kahraman olarak mucizesinin peşine düşüyor, fantastik dünyanın tüm katmanlarından geçiyor ve büyüleyici bir hikâyeye daha imza atıyor. Serinin üçüncü kitabı Karakatman’da ise, içindeki kahramanı bulduktan, güçlerini tanıdıktan sonra çok daha zorlu maceralara yelken açıp “hayat”ı korumak, güzelleştirmek için uğraşan Lili May, son büyük macerasıyla karşı karşıya kalıyor.