Ana Sayfa Ekonomi Minimalizm Genlerimizde Var!

Minimalizm Genlerimizde Var!

1932
minimalist hayat


Minimalizm, bir şeylerden mahrum olma, eksik yaşama veya sanıldığı gibi hiçbir şey almama gibi bir durum değil. Bir yaşam felsefesi.

Tam da her şeyin bir tık ile kapıya kadar geldiği, alışveriş yapmanın en kolay, en zahmetsiz olduğu, seçeneklerin içinde karar verme yetimizi kaybettiğimiz 21.yy’da nereden çıktı bu minimalizm akımı? Belgeselleri, filmleri, programları ve kitapları hiç bu kadar popüler olmamıştı.

Öncelikle evinde, işinde, zihninde ve tüm yaşamında minimalizmi benimsemeye çalışan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, bu bir felsefedir. Bir şeylerden mahrum olma, eksik yaşama veya sanıldığı gibi hiçbir şey almama gibi bir durum değil. Aksine kaliteli ve uzun vadede tüketimi destekleyen, tüm hayatına uygulayabildiğin taktirde hayat kaliteni arttıran, kendimizle baş etme konusunda çok daha başarılı sonuçlara ulaşmamızı sağlayan bir yaşam felsefesidir.

Bütün reklamların albenisi, alım gücünün verdiği anlık hazların içinde bu felsefeyi uygulayabilmek kolay değil. Neden bu kadar çok şeye sahip olup neden bu kadar mutsuz olduğunun farkındalığına ulaşmak günümüz tüketim toplumunda durup üzerine korkusuzca düşünülmesi gereken bir durum.

Tüketeceğin kadar al!

Aslında, minimalizm genlerimizde var! Yaşanan savaşların ardından kurulan bir ülkede hepimiz kıyafetlerimizi kardeşlerimiz ile paylaşan, onarılabilecek her şeyi onaran, mükemmelliğe değil, işlevselliğe önem veren, yemekleri israf etmeyen, elektriği, suyu tasarruflu kullanan ve daha sayılabilecek bir sürü felsefeyi uygulayan aileler ile büyüdük. Bir şeylere sahip olmanın alım gücü ile alakası olmadığını annemden öğrendim, sanırım bu kadar erken yaşta fark etmek ondan bana kalacak en büyük miraslardan. Alışveriş yaparken tüketebileceğimiz kadar alır, fazlasını çürütmezdi. Güzel bir bir vazo, güzel bir çerçeve gördüğünde alıp evin bir yerlerine tıkıştırmak yerine sadece bakar ve “İlla alıp eve götürmeye gerek yok, bu burada da güzel” derdi. Evlenirken “Seni okuttum çeyizin bu” diyerek asıl önemli olanın ne olmadığının bir kez daha altını çizmişti… Herkesin yaptığını kopyalamayan çok özel bir kadın olarak annem; alışverişin aksine deneyimlerine, gezip görmesine, yaşamasına her zaman daha çok zaman ayırır ve bunu aslında kendini çok daha iyi hissederek yapardı. Sahip olduğu bir eşyayı kaybetmenin annemi üzdüğünü hiç görmedim. Onları kaybettiğinde üzülecek kadar değer verdiğini hiç hatırlamıyorum. Durumumuzun şahane olduğunu sanmayın. Belki gücümüz buradan geliyordur 😉

Şimdi ise zaman değişti ve hayatımıza teknoloji gereğinden fazla girdi. Artık fazlalık sadece eşyalarımız değil, telefon rehberlerimizde ihtiyacımız olmayan veya miladını doldurmuş bir sürü kişi biriktirdik. Galerilerimizde ve hatta ekstra depolama alanlarımıza bir daha bakmayacağımız kadar fotoğraf depoladık. Sosyal medya hesaplarımız ve o hesaplarda yolda görsek selam vermeyeceğimiz hatta yolda göremeyeceğimiz bir sürü insan ekledik, onların evlerine girdik, aldıklarından aldık, “Neden bizde yok” diye hayıflandık. Hepsini zihnimizde biriktirip biriktirip mutsuz olduk. Çok tehlikeli bir şekilde anlık hazlarla yaşayıp, anlık bunalımlara girdik, her gün daha mutsuz, daha yetersiz hissettik.

Maddi ve manevi kazanç!

İşte minimalizmin popüler bir şekilde geri dönmesi bu duruma karşı farkındalığı yüksek insanların bir şekilde “Dur” diyebilmesindendir. Hayat kalitesini belirlerken, deneyimlerini ön plana alarak, önce çevremizi, sonra alışkanlıklarımızı, sonra zihnimizi bir şekilde sadeleştirmeyi başarırsak, maddi ve manevi kazanmış olacağız.

Bir şekilde hayatına bu sadeliği uygulamak isteyen fakat nereden başlayacağını bilemeyenler için kendi uygulamalarımdan birkaç örnek verebilirim.

Öncelikle her işte istikrar önemli, benim için çok zor olmadı çünkü zaten sahip olduklarım beni yormayan, işlevsel, faydalı ve çalışan bir insan olmamdan kaynaklı kolay temizlenen detaysız, pratik ve her türlü benim istikrarımı destekleyen bir yoldaydım.

  • Sadece bir adet olan sosyal medya hesabımdan yaşantısını çok da merak etmediğim herkesi yavaş yavaş sildim. 30 yıllık hayatımda 250 kişi hiç fena değil 😉
  • Her gün bir 5-10 dakikamı telefonumdaki fazla olan 20-30 arası fotoğrafları silerek geçiriyorum.
  • Yazmayan kalem, bitmiş pil, paslanmış, kırılmış hiçbir ürünü “Bir gün lazım olur” diye tutmuyorum.
  • Bağışlanacak, satılacak, geri dönüşüme gönderilecekleri belirli aralıklarla ayırıyorum ve elden çıkarıyorum.
  • En fazla 1-2 yıl kullanmadığım, elimi sürmediğim her türlü kıyafeti ve tekstil ürününü dolabımda tutmuyorum.

Böylelikle sahip olduğum daha az insan, düşünecek, kaybedecek ve temizlenecek daha az eşya, deneyimlerime vakit ayıracağım daha fazla zamanım oluyor. Tabii ki “Az çoktur” felsefesini uygularken, “Bunların yerine yenilerini koyalım” diye değil, bunlarsız hayatımızın daha dingin ve daha doyurucu olduğunu fark ettiğimiz için yapıyoruz.

Tüketim toplumuna ihtiyaç duyduğu bu potansiyeli vermek için kendinize bu yükü yüklemeyin.