Ana Sayfa Aşk - İlişkiler Mozart ve Zahide’nin Aşkı!

Mozart ve Zahide’nin Aşkı!

263
mozart ve zaide

1901 yılında, Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Orta Hacı Ahmetli Köyü’nde bir erkek çocuk dünyaya geldi. Bu çocuğun adını Mustafa koydular. Mustafa büyüdü, serpildi boylu poslu yakışıklı bir delikanlı oldu. Her delikanlı gibi Mustafa’nın da yüreğine bir güzelin ateşi düştü: Zahide. Bu ateş yaktı yüreğini. Aşkından Aşık oldu. Adı da Aşık Mustafa oluverdi.

Aşık Mustafa sevdiğine kavuşmak ister ama fukaradır… Başlık parasını biriktirmek için her gün canını dişine takıp çalışır. Her gününü Zahide’sinin hayaliyle yaşar ama bir gün öğrenir ki Zahide bir başkasıyla evlendirilir. Aşkını Zahide’ye veremeyen Aşık Mustafa alır eline sazı, yüreğini de tezenesi yapar, başlar çalmaya. İşte her dinleyişimizde içimize işleyen “Zahide” türküsünün hikâyesi budur. Bu güzel türküyü plağa kaydeden Bozkırın Tezenesi’ne de selam olsun.

Zahide’ler yalnızca sarı sıcak bozkırlarda kavrulmuş yağız delikanlıların yüreğini yakmaz. Bazen de Viyanalı bir müzisyenin, Mozart’ın yüreğine giriverir. Mozart, repertuvarının tek tamamlanmamış ve tek operası olma özelliği taşıyan eseri, “Zaide”yi, gönlünü kaptırdığı bir Türk Kadını olan Zahide için yazmıştır. Peki bu sevgi nasıl olmuş olabilir sizce? Gelin biraz Viyana kapılarına dayanalım.

Sene 1683, 2. Viyana Kuşatması. Türkler tüm Avrupa’nın korkulu rüyası ve gücün mutlak hakimi. O denli bir güç ve özgüven mevcut ki Osmanlı Ordusu’nda, 2. Viyana Kuşatması sırasında keyiflerinden geri kalmamak için yanlarında getirdikleri çuval çuval Türk Kahvesi’nin mis gibi kokusu bütün bir Viyana’yı sarmış halde. Kuşatma başarısız olup kahve çuvalları Viyana’da bırakılınca kahvenin Avrupa’daki serüveni de başlamış oluyor. Türk Kahvesi’yle başlayan serüven, büyük bir kültür etkileşimini başlatıyor. Avrupalılar’ın artık Türkler’e korkuyla değil, meraklı ve egzotik bir gözle bakmalarını sağlıyor. Osmanlı Kültürü’ne olan bu merak, Avrupa’da Türk Kültürü’nü konu alan eserler üretilmesine sebep oluyor.

‘Saraydan Kız Kaçırma’ ve ‘Zaide’

Mozart’ın en ünlü eserlerinden olan “Saraydan Kız Kaçırma”, 1782’de, Türk göreneklerinden etkilenerek yazılmıştır. Bir başka meşhur eseri “Rondo Alaturka” yani Türk Marşı, ne zaman? 1783. Yani kuşatmadan 100 yıl sonra. Bu tarihlerde Avrupa, artık üzerindeki Türk korkusunu atmış ve Türk Kültürü’nün egzotikliğiyle yer yer mistikliğiyle ilgilenir olmuş. İşte bu bağ, Batı Müziği’nin en ünlü müzisyenlerinden olan Wolfgang Amadeus Mozart’ın, bir Türk Kadını olan Zahide’ye opera yazdıracak etkileşimin anahtarı olmuş. Bir Zahide, Kırşehir’de Neşet Ertaş’ın sesini titretirken, bir başka Zahide de Viyana’da Mozart’ın tek operasını yaratmış. Zahide ve Mozart kavuştu mu kavuşamadı mı bilinmez. Biz iyisi mi Zahide Operası’nın hikâyesine daha derinden bakalım.

Mozart gibi bir dâhinin Zahide Operası’nı neden tamamlayamadığı bazı müzikologlar tarafından araştırma konusu olmuş doğal olarak. Ancak alan-yazın taramasındaki sonuçlara göre bunun nedeni belirtilmemiş. Böylelikle bazı müzikologlar Mozart’ın bu opera müziğini beğenmediğini ve yazmaya devam etmek istemediğinden bahsederken bazı müzikologlar da belki yeni aldığı opera siparişinden (“Idomeneo”) gelecek paraya ihtiyacı olduğunu ve çok severek yazdığını bildiğimiz “Saraydan Kız Kaçırma” operasının yanında, konusu çok benzer Zaide’yi bitirmeye gerek görmediğini savunmaktadırlar.

Vurmalı çalgıların ihtişamı

Eserin konusu, İstanbul’da Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın sarayında geçmektedir. “Zaide” bir aşk hikâyesidir. Konu olarak Mozart’ın diğer operasına (Saraydan Kız Kaçırma) çok yakındır. Olaylar İstanbul’da XVI. yüzyılda geçmiştir ve operaya ismini veren başkahraman Zaide, sultanın cariyesidir. Hristiyan kız, Fransız köle Gomatz’a âşık olur. Arkadaşları Allazim onlara saraydan kaçmaya yardım ederken aşıklar yakalanır. İdam hükmü verilen Allazim, padişaha bir zamanlar onun hayatını kurtardığını hatırlatır, böylelikle padişah Allazim’i affeder. Aşıkların durumu ise tam bir muamma. Tam bu yerde opera yarım kalmış. Bu eserin Türkler’den etkilendiği kısım müziğinden çok konusudur. Daha sonra bu eseri düzenleyen bestecilerin kayıtları dinlendiğinde yine vurmalı çalgılar mehter müziğinde olduğu gibi ihtişamlı şekildedir. Ancak konusu tamamen İstanbul’da var olan Osmanlı Sarayı’nın haremi ve bu sarayda yaşanan aşktır. Mozart gibi bir dahi Zahide’ye olan aşkını böyle güzel bir hikâyeyle örterek yansıtmış olabilir. Hem de Avrupa’daki sanat eserlerinin ana temasının Osmanlı ve Türk Kültürü olduğu XVIII. yüzyılda.

İşte, aşk gibi güçlü ve ortak bir değer, iki farklı kültürü aynı çatıda birleştirip zamandan münezzeh eserler ortaya çıkarıyor. Bize de dinlemesi ve bu hikâyeyi yaşıyormuşçasına hayalimizde canlandırması kalıyor.