Ana Sayfa Aşk - İlişkiler Saklama Kabı, Tornavida ve Eşyanın Ruhu…

Saklama Kabı, Tornavida ve Eşyanın Ruhu…

1294
kahve sevgisi

Sadece tüketim malzemesi değil onlar ve sadece yapıldıkları maddeden oluşmuyorlar. Eşyanın ruhu, ona karşı yaklaşımımızdan, kişiliğimizden ve hatıralarımızdan oluşuyor.

Şubat ayının son pazarını balkonumdan uğurluyorum. Sırtımda Borussia Dortmund eşofmanım, ayağımda puanlı terlikler, elimde bir kupa sıcak çayım ile yine tek başımayım. Uzun zamandır Pazar günleri sokakların bomboş olmasına o kadar alıştık ki, normalde Pazar günleri nasıl oluyordu unuttuk, diye düşünüyorum kendi kendime.

Bir gün ikinci dünya savaşı filmlerindeki radyolardan geçen anonslar gibi milyonlarca tivit atılacak ve bu tutsaklık bitecek diye hayal ediyorum. İşte o gün içimden pandeminin böyle bıçak gibi kesilip bitmesi sizi de pandeminin kendisinden daha çok korkutmuyor mu diye soracağım. Sonra birçok insan gibi ben de dışarı atacağım kendimi ve ne yapacağımı bilemeyeceğim. Evet benim gibi Pazar günleri dışarıda ne yapılırdı sorusunu kendine soran yüzlerce insan gibi sadece yürüyeceğim. Özgürlüğümün tadını çıkara çıkara.

Çayımdan bir yudum alırken sırtımdaki eşofman üstünü Kapalı Çarşı’dan aldığım geliyor aklıma. Siyah üstüne sarı çizgileri ve o çok sevdiğim Dortmund logosuyla severek aldığımı hatırlıyorum. Ufak bir hesapla aradan çok yıllar geçtiğinin farkına varıyorum. Nasıl da kalabalıktı kim bilir o gün kapalı çarşı. Dipdibeydik insanlarla, geçerken birbirimizin omzuna sürtüyordu omuz başlarımız. Çok tuhaf değil mi?

Eşyaya sadakat!

Sonra ayağımdaki puanlı terlikler, sonra çay içtiğim kupa, her biri dile geliyor sanki. Birini evlilik alışverişinde almışım, diğerini mesleğe ilk başladığımda bir öğrencim hediye etmişti. Eşyaya karşı bir sadakatim söz konusu diye geçiyor içimden. Aldığım eşyaları canı çıkana kadar kullandığımı, eşyaya karşı yakınlık hissetmenin ötesinde eşyalar ile bütünleştiğimi fark ediyorum, belki on sene önce aldığım sandalyede oturup bacak bacak üstüne atarken.

Birçok eşya ile vedalaşamayıp gözüm başkasını görmezken iki tür eşyaya karşı tükenmeyen bir aç gözlülük hissediyorum içimde. Bunlardan biri o koca avm’lerin yapı marketlerinde veya milyoncu dediğimiz dükkanlarda satılan her türlü alet edevat, diğeri ise mutfakların baş tacı saklama kapları.

İçimdeki usta

Ne zaman yolum bir avm veya milyoncuya düşse alet edevat rafları arasında dolaşırım uzun uzun. Her şeyi alasım gelir. Kendimi zor durdururum. Rengarenk saplı tornavidalardan, değişik ebatlardaki İngiliz anahtarlarına; musluk vanalarından, kerpetenlere, kargaburunlara, kontrol kalemlerine, elektrik bantlarına, silikon tabancalarına kadar her bir parçayı inceler, vidalama makinelerine, matkaplara ve üstten açılmalı alet çantalarına mutlaka dokunurum. Her bir reyonun başında dikilmek benim için bir terapi gibidir. Öylece ayakta dikilirken reyonlardan bana göz kırpan alet edevat ile neler yapılabileceğini hayal ederim. Kendimi o ağır ve teknik işleri pratik bir el çabukluğu ile yapan ustaların yerinde hayal ederken bulurum. Benim de onlar gibi elimden her iş geliyordur, ben de onlar gibi bir çerçeveyi hemen duvara takabiliyorumdur, demonte bir eşyayı parça arttırmadan birleştirebiliyorumdur, evdeki tamiratları kendim hallediyorumdur bu düşün içerisinde. Kim bilir belki de o reyonların arasında dolaşırken içimdeki ustayı keşfetmeye çalışıyorumdur, öyle ya denemeden bilemeyiz. O dükkanlardan çıkarken hiçbir şey almadım dediğimde bile en azından bir dübel, bir somun veya bir yapıştırıcı alıp çıkmışımdır.

Saklama kapları derken herkesin yürürken, koşarken ellerinde taşıdığı, iş yerinde masalarının üstüne koyduğu, çocuklarının peşinde gezdirdiği o meşhur markanın pastel renklerin şeffaflığına yaslanan türlerini kastetmiyorum. Kapağı tık tık diye geçen, ya da biraz gerdirmek suretiyle yerine oturan, bütün boyları iç içe geçip matruşka gibi görünen o bildiğimiz saklama kaplarından bahsediyorum. Sahibine hiçbir statü kazandırmayan fakat her işini gören saklama kaplarından.

Saklama kapları sadece adındaki işlevi görmez bana göre. Bir anlamda tertip ve düzen demektir saklama kabı. Mutfağın çekmecelerinden birinde yerini aldılar mı, o mutfağa tepeden tırnağa bir çeki düzen verilmiş demektir. Akşamdan kalan yemekler saklama kaplarındaki yerini alıp girerler buzdolabına, kuru bakliyatların bulunduğu yerde de mutlaka saklama kapları vardır. Marulundan, taze soğanına, rokasından teresine bütün salata malzemesinin bir hafta boyunca diri kalmasında da payı vardır saklama kaplarının.

Bu noktada insanlar birkaç gruba ayrılırlar. Birinci grup saklama kabına inanmayanlardır ki bunlar evlerini daha çok otel gibi kullandıklarından saklama kabına ihtiyaç duymazlar. İkinci grup saklama kabının faydasını bilen fakat çok da aramayanlardır. Bu grubun insanları evdeki tabak, çanak ile idare etmeye alışmışlardır. Son grup ise saklama kaplarına iman etmişler grubudur. İlkokulda defterinin köşesi katlanmasın diye ataç takanlar ile önlüğünün yakasını ütüsüz kullanmayanlar, bu grubun doğal üyesidirler.

Kapak tıkırtısının verdiği güven…

Ben mi? Ben, üç grubun da dışında, saklama kaplarına karşı içinde samimi bir sevgi besleyenlerdenim. Saklama kaplarının iç içe geçmiş sevimliliğini, her zaman el altında bulunup hayat kurtarıcısı oluşlarını, estetik duruşlarını ve kapakları kapatılırken çıkan tıkırtının verdiği güven duygusunu bütün ruhumla hissediyorum. 

Serin rüzgarı iyiden iyiye hissedince Borussia Dortmund eşofmanımın fermuarını iyice çekiyorum yukarı doğru. Kollarımı birleştirip herkesin olduğu gibi benim de kendime göre bir ilişkim var eşya ile diyorum içimden. Kimisini seviyor, kimisinden vazgeçemiyor, kimisine karşı ise derin bir tutku hissediyorum. Eşyanın ruhu diye bir şey var diye ekliyorum. Sadece tüketim malzemesi değil onlar ve sadece yapıldıkları maddeden oluşmuyorlar. Aldığımızda belki tam bile yapılmış sayılmazlar. Kullandıkça onun son halini biz veriyoruz belki de. Ve hatta her an yapılmaya devam ediyorlar. Dolayısıyla eşyanın ruhu, ona karşı yaklaşımımızdan, kişiliğimizden ve hatıralarımızdan oluşuyor.

Çayımın son yudumunu içerken bir pat sesiyle irkiliyorum. Balkonumdan sokağa doğru sarkan çamaşır kurutma teline kırmızı bir şal düşüyor. Az sonra bir baş uzanıyor üst kattan. Kurutma telinize şalım düştü, o benim için çok değerli, geri alabilir miyim. Olur diyorum. Kapıya gelin hadi. Daire kapısına doğru giderken çamaşır kurutma telini ne zaman aldığımı düşünüyorum.