Ana Sayfa Kültür Sanat ‘Türkiye’de Müzisyen Olmak’ mümkün mü?

‘Türkiye’de Müzisyen Olmak’ mümkün mü?

2337
müzisyen olmak
Mert Gider, Gizem Ertürk, Harun Tekin, Alper Erdinç

“Türkiye’de Müzisyen Olmak” belgeseli yapımcılarından Gizem Ertürk:

“Pandemi, var olan sorunlara son damla oldu”

Gizem Ertürk, Mert Gider ve Alper Erdinç’in yapımcılığını üstlendiği, 6 bölümden oluşan “Türkiye’de Müzisyen Olmak” belgeseli ilk üç bölümüyle büyük ses getirdi. Pandeminin, müzik sektöründeki var olan sorunlara sadece son damla olduğunu belirten Ertürk, “Tüm tartışmaların ötesinde gerçek olan tek şey müziğin hissettirdikleri ve bizleri hayata bağlayan en önemli unsurlarından biri olması” diyor.

Röportaj: Pınar Karahan

“Türkiye’de Müzisyen Olmak” belgeseli büyük ses getirdi. Ekip kimlerden oluşuyor?

Mert Gider ve Alper Erdinç ile birlikte hazırlıyoruz belgeseli. Mert ve Alper de benim gibi müzik sektöründe çalışıyor ve dolayısıyla pandeminin başladığı mart ayından itibaren süreçten doğrudan etkilendik.

Bu belgeseli yapmaya nasıl karar verdiniz?

Aylardır müzik sektöründeki dostlarımız ve büyüklerimizle sorunları kendi aramızda konuşuyorduk. Ancak bu konuşmalar dertleşmekten öteye gitmiyordu.  Yaz sonu bu konuşmaları belgelemeye karar verdik. Amacımız pandemide müzik sektörünün yaşadığı sıkıntıları daha çok insanın görmesini sağlamak ve çözüm yolları aramaktı. Ancak daha yolun başında gördük ki pandemi süreci zaten uzun yıllardır var olan sorunlara son damla olmuştu. Aslına bakarsanız çok daha derin bir toplumsal erozyonla karşı karşıyayız.

Melek Mosso ile yapılan çekimden…
Müzisyen “Boş insan” olarak görülüyor!

Neydi bu sorunlar?

Öncelikle müzisyenlerin toplum gözünde “Çalgıcı”, “Bir baltaya sap olamamış” ya da “Boş insan” olarak görülmesi meselesi var. Kültürümüzde müzisyene dair zihinlerde yer eden atasözü ve deyimlere bile baktığımızda müzisyenliğin bir meslek değil “Hobi” olarak görüldüğünü gösteriyor. Bir de müziğin algısı ile ilgili çok ciddi bir problem var o da sadece “Eğlence” aracı olarak görülmesi… Bu yüzden de ülkede en ufak bir kriz olduğunda diziler, maçlar, reklamlar devam ederken ilk olarak müziğin susturulması bu durumun en büyük örneği… Bu sorunlar her zaman vardı.

Ancak pandemi ile daha büyük problemler ortaya çıktı, değil mi?

Evet, pandemi, müzisyenlerin kimliksizlik ve örgütsüzlük gibi iki temel problemini de göstermiş oldu. Türkiye’de yaşayan müzisyenlerin çoğunluğu herhangi bir meslek örgütüne üye değil ve gündelik dediğimiz, iş başına gelen ücretlerle yaşıyorlar. Burada da çok büyük gelir adaletsizlikleri mevcut. Belgeselimize konuk olan Balık Ayhan bu konuda “Yarınımızı düşünen insanlar değiliz, bazı şeyleri de öğrenmemiz lazım” diyerek bir özeleştiri yaptı örneğin. Müzisyenin kendi orkestrasında yer alan müzisyene bile hak ettiği değeri vermemesi, “Sen olmazsan yerini alacak yüzlerce kişi var” mantığı en alttan en tepeye vaziyeti özetliyor. Korona öncesi müzisyenler bir şekilde bu üvey evlat muamelesine bir şekilde alışmış ve kısa vadede kendi çözümlerini üretmişlerdi ancak son 10 ayda her şey değişti.

Cahit Berkay ile yapılan çekimden…

Bildiğim kadarıyla 6 bölümden oluşuyor belgeseliniz ve şu an ilk 3 bölüm yayınlandı.

Evet, altı bölüm olarak yayınlanacak. Belgeselimizin ilk bölümü olan “Ben İnsan Değil Miyim?”de tüm bu konuları tartışmaya açtık. “Ben İnsan Değil Miyim 2?”de ise belgeselimizde yer alan müzisyenlerin bu mesleğe gönül verme hikâyelerine eğilerek çocuk yaşlarından itibaren bir ömrü nasıl adadıklarına vurgu yaptık. Kadın müzisyenlerin yaşadığı sorunlar ikinci bölümümüzde mercek altına aldığımız bir diğer önemli konu… İkinci bölümün sonunda hiçbir kötü olayın, dönemin sonsuza dek sürmeyeceğinin altını çizip her şeye rağmen yüzümüzü umuda döndük. Bir sonraki bölümümüz olan “Hobi Olarak Yine Yap” müzisyenliğin meslek olarak görülmemesi konusunu daha derinden irdeledi. Sonraki bölümlerde müziğin farklı tür ve kollarından müzik emekçileri ile bir araya gelmeye devam edeceğiz. Kısacası daha yolun başındayız ama belki de ilk kez bu konular bu kadar açık yüreklilikle konuşulup tartışıldığı için geleceğe dair bir umut ışığı gördüğümüzü söyleyebiliriz.

Belgeseliniz her şeye rağmen geleceğe dair umut veriyor.

Birbirini belki de hiç tanımayan farklı kuşaktan müzisyenlerin birbirlerinin sözlerini tamamladığı, müziğin farklı temsilcilerinden dinleyiciye aynı coşkuyla sahip çıktığı belgeselimizin en temelinde yatan şey “Müziğin hayatımızda ne kadar önemli ve vazgeçilmez bir yere sahip olduğu mesajı” aslında… Tüm tartışmaların ötesinde gerçek olan tek şey müziğin hissettirdikleri ve bizleri hayata bağlayan en önemli unsurlarından bir tanesi olması. Herkesin birleştiği bu unsurlar bizi mücadele etmeye ve geleceğe dair umutlarımızı korumaya sevk ediyor. Örneğin, Cenk Erdoğan’ın “Müzisyen ya da sanatçı kartı” önerisinin çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Böylece müzisyenlerin hem kayıt altına alınmaları hem de bazı haklara sahip olmaları açısından milat olabilir.

Şimdiye kadar kimlerle görüştünüz ve bundan sonra belgeselinizin diğer bölümlerinde kimler olacak? Bu arada her istediğiniz isme rahatlıkla ulaşabildiniz mi?

Şimdiye dek 30’dan fazla müzisyen ve müzik emekçisi ile bir araya geldik. Yaşayan bir belgesel olduğumuz için her geçen gün yeni isimler ekleniyor. İsimden ziyade tür olarak ilerleyen bölümlerde Rock, Punk, Rap gibi farklı müzik türlerinin temsilcileri ile görüştüğümüzü ve görüşmelerimizin devam ettiğini söylemek isterim. Görüşmek istediğimiz hemen hemen herkes olumlu yaklaştı.

Neler dediler?

“(Müzisyenlerin) mutlaka kayıt altına alınmaları lazım. İnanın birçoğunun sadece TC kimlik numaraları var. Yani sigorta, vergi, emeklilik hiçbir şey yok…” (MÜYORBİR Başkanı Burhan Şeşen)

“İnsanlar müziğin hayatlarında ne kadar büyük bir yer kapladığından habersiz. Müzik tamamen susarsa, o zaman anlayacaklar” (Açelya Alan)

“İşten son çıkış tarihinizi yazın diyor, işe giriş tarihim yok ki benim işten çıkışımı yazayım. Bir şekilde uygun değilim yani, sistemde yokum…” (Melisa Uzunarslan)

“Nisan ayında başımı ellerimin arasına aldım; işte biri 30 senelik, öbürü 40 senelik iki birikim sıfır! Hani sıfırım, hiçbir şey yok!” (Akın Eldes)

“Latife yaptığımız, yani makara yaptığımız bir söylemdi bu: ‘Usta nasıl işler?’ … ‘Hiç sorma hocam, evde zeytin yok. Evet şu an evde zeytin yok, yok…” (Balık Ayhan)