Ana Sayfa Seyahat Yürümek…

Yürümek…

204
doğa yürüyüşü

Bazen hicret, bazen düşünce, bazen ölmek,

Bizimkisi biraz gençlik, biraz öğrenmek,

Yoldaş olmayı, yollar aşmayı görmek…

Yollar aşmak. Bulunduğu yere sığamamak, sığsa dahi yetinmemek. Gözlerini hep yeni ufuklara, geçit vermez yollara, giden gelmez dağlara çevirmek. İnsanın binlerce yıldır var olabilmesinin metodu bu dinmek bilmez keşif tutkusunda saklı. Binlerce yıl önce Afrika’da başladığı düşünülen yolculuğumuz üstün yürüme kabiliyetimiz sayesinde, ki evrimsel olarak baktığımızda da 2 ayağımızın üzerinde ilerleyebilmemizle gerçekten üstün bir yürüme kabiliyetimiz var, zaman içinde bütün gezegene ulaşmamızı sağladı.

Motorlu taşıtlar üretilene dek toprağı ezerek ilerlediğimiz her yolun temel anahtarı yürümektir. İster biz yürüyelim, ister bineklerimize yürütelim. Orta Çağ’ın kapısını aralayan ‘Kavimler’in yolculuk hikâyesinden tarihteki ilk İslam Devleti’nin kurulmasını sağlayan Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretine kadar dünyamızı şekillendiren nice olayın tetikleyici gücü yürüyebilmektir.

Yenice 20. senemi yaşıyor olmamla birlikte, çocukluk yıllarım diyebileceğim zamanlardan anımsadığım şeylerden biri de hiçbir mesafenin yürünemeyecek kadar uzun olamayacağını düşünmemdir. Madem iki tane, iş göreninden, doğal yürütecim var bana düşen önce şükretmek, sonra da bunları kullanmak ve yola koyulmak diyerek kaç defa dört tekeri reddettiğimi hatırlıyorum. Şimdi de değişen bir şey yok. Hatta birkaç yaş almamın bana getirdiği güzellikler de cabası. Arkadaşlarımla seçtiğim yepyeni rotalarda yürüyebiliyorum artık.

Rutine huzurlu bir mola!

Trekking veyahut Türkilizce’nin kalitesizliğinden sıyrılırsak doğa yürüyüşü, benim yollar aşma isteğimi ve tatminimi layıkıyla yerine getirebildiği için tercih ettiğim bir spor. İlk duyulduğunda konuya uzak olanlar için anlamsız, hatta sosyete uğraşı olarak gelebilir. Ancak çantanıza attığınız birkaç malzemeyi ve yanınıza sevdiğiniz birkaç kişiyi belki de sadece kendinizi alarak, içinden çıkamadığınız yavan yaşam rutinine huzurlu bir mola verebilirsiniz. Manasız kalabalıklar içinde benliğinizi sarıveren yalnızlık hissini, doğanın kucağında anlamlı bir yalnızlık ve yalınlıkla değiştirebilirsiniz. Farkında olmadan mandalınızdan kuruverip sizi tüketmesi için dışarıya salan fırsatçı ve çıkarcı tüccar güruhuna istediği fırsatı vermeden kafa dinleyebilirsiniz. Bildiğiniz üzere bilmem kaç yıldızlı tatil işletmelerinde bir nefes için bile harici ücret talep edecekler, insanlıklarından utanmasalar. Gerçi utanıyorlar mı? Ama durun. Kabahati aynasız diyarlarda aramak ne kadar da kolay. Bu doyumsuzlar, markaların kadrajın merkezinde olduğu fotoğraflar için beraberce görgümüzü ve insanlığımızı ayaklar altına aldığımız ortaklarımızın ta kendisi değiller mi? Hoş da, benim bu serzenişim neyin nesi? Yıllar yıllar önce Çelebi Asım bir mısrada şöyle dememiş mi zaten:

‘’Cihânda gec-menîşden rast-kîşin renci efzûndur

Bu menzil-gehde tîrin çekdiği cevri kemân çekmez’’

Çelebi Asım der ki; kötü yolda gidenlere oranla, doğru olanların çektikleri sıkıntı çok daha fazladır. Doğru ok uzaklara atılmak, hedefe saplanıp yıpranmak gibi zahmetler çekerken, eğri yay bunlardan âzâdedir, elden düşmez, zarar görmez.

Estağfurullah, bu söze kıymet vermem kibrimden ötürü değildir, ancak doğru hissettiğimi söylemezsem asıl o zaman ikiyüzlü olurum. Sessiz serzenişimi duyan olur mu bilmem, ama hiç olmazsa dile getirmenin verdiği zahiri huzurla gelin yürümeye devam edelim.

İz bırakma arzusu…

Yollar binbir farklı yolcuya kucak açar. Kimi zaman bir meczup ne aradığını bilmeyerek, belki de hepimizden iyi bilerek bilemeyiz, bir ömür yürür. Bazen sıla özlemiyle yanan bir gönül, bir istikamette mekik dokur bir ömür. Bir de hepimizin yolcusu olduğu bir yol var. Tüm yollar ona çıkar. İnsan her türlü yollardan yürür de bir bakar ki ne yaparsa yapsın aynı kapıya çıkar. O zaman bir korku kaplar içimizi. Yürüyoruz ancak bir ayak izimiz dahi kalmıyor toprağın üstünde.   

Beşer. Fıtratının dürtüsüyle geçtiği ve kaldığı yerlerde hep bir iz bırakmak ister. Kalıcı olmayı düşler. Unutulmaktan korkar. Ama belki de tertemiz bir yol bırakmak en iyisidir. Çamurdan bir izim olacağına izimi yerle yeksan edip fışkıran bir çiçeği yeğlerim.

Sözlerimi gönül gözüyle nice dünyaları görmüş, nice yollar yürümüş bir Aşık’ın mısralarıyla bitirmek isterim:

“Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece”